CEVİZ KABUKLARI

İçimizdeki tatlı bir yaradır aslında orası. Bizden koparılıp yetim bırakılmış çocuğumuzdur. Ne zaman üstümüzü başımızı yoklasak ceplerimizden hep o ceviz kabukları çıkar. Rüzgar kendi kimsesizliğini ta Arpaçukur dan tarayarak indirir Zağgeye. Nasıl bir düştü o? Nasıl bir masal öyle? Ne zaman çocukluğumu anımsamak için gözlerimi kapatıp o rüyaya gitsem içimde hep bir kardelen hüznüyle dönerim geriye. Bulez dağının karlı eteklerinden Bevin deresine bakan yaralı bir dağ geyiği düşer aklıma. Çağıl yaylasının suyu kimsesiz katık olur kekliklerin koyaklara saklı açlıklarına. Koyeseri bir ulu zirvedir kafa tutar zamana. Oysa hiç eksilmedik, hiç düşmanlık bilmedik, hep en iyi yerinden verdik birbirimize selamı.

Birinin derdi binimizin içini acıttı. Birlikte gömdük ölülerimizi, halaya birlikte durduk ve saf tuttuk. İnçeğ’den Beşir Dağına yankılanan mazlum insanların hüznünü birlikte bölüştük. Yani ne kadar insan olunması gerekiyorsa biz o kadar insandık işte. Birbirimizin yüzüne bakarak yıllandırdık ruhumuzu, el verdik bel verdik dil verdik dilsizlerimize, elsizlerimize. Aynı havayı soluyup, aynı yağmurların altında ıslandık, aynı göğün yıldızlarına gülümseyip aynı yolları yürüdük. Dağıldık sonra tıpkı beklenmedik bir anda dağılan tespih taneleri gibi. Uzak kent sokakları, mavisi çalınmış gök, suyu zehirli göller ve denizlerden olma, insanın insandan uzak olduğu o diyarı gurbetlere sığındık. Hep içimizdeydi o ince sızı. Nereye gitsek kendimizle götüreceğimiz o iç acıtıcı rüya. Kaç gencimizi kaç yaşlımızı gömdük gurbet mezarlıklarına bilinmez. Çocuklar büyüttük köklerinden koparılmış çocuklar. Birbirlerinden habersiz çocuklar. Aynı sokakta karşılaşsalar aynı yarayı taşıdıklarını bilemeyecek kadar birbirlerine yabancı çocuklar. Ama bir şey hiç değişmedi ve değişmeyecekte. Ne biz kabul ettik bu kentleri nede buralar kabul etti bizleri. Neydik? Ne işimiz vardı buralar da? Peki, nasıl iyileşebilirdi bu eski yara? Değişecek diye sakladık umudumuzu. Geldiğimiz o ilk gün gibi oraya aitiz hala.
YILMAZCAN ŞARE
Hüseyin laze Hıdır ağay torne sadık ağay dağlar beni çağırıyor.

 

Yorum Yaz

Dokuzkaya Markasor Derneği kamera sistemleri İGG Teknoloji tarafından sağlanmaktadır.